Bruges
Sana bira bana bira yetmez gülüm on bira...
Bruges de Ghent gibi yürüyerek gezmeye oldukça uygun. Biz trenle gidip günübirlik bir gezi yaptığımız için sıralamayı istasyona en yakından başlayacak şekilde yaptık
Bruges Yürüyüş Rotası İçin Tıklayın;
1)Minnewater
İlk durağımız, aşk gölü olarak da bilinen Minnewater. Bu dingin göl üzerinde meşhur bir de köprü bulunuyor. Efsaneye göre bu köprüden elele geçen sevgililerin aşkları sonsuz oluyormuş.
Gölün neden aşkla meşkle bu kadar kafayı kırdığı sorusunun cevabı ise anlatılan bir hikayede gizli. Efsaneye göre; Minna isimli bir ablayı, babası olacak Erol Taş yürekli emmi, kızın istemediği bir adamla (Horneck) evlendirmek istiyor. Minna ise başka bir aileden olan Stromberg’a yanık olduğu için ormana kaçıyor. O ara cenkten dönen Stromberg yavuklusunu aramaya başlıyor ve kızı göl kenarında can çekişirken buluyor. Bulunmasına müteakip, yiğit Stromberg’in kollarında son nefesini verip rahmetli oluyor. Bunun üzerine Stromberg, nehrin yatağını değiştirip gölü kurutuyor. Kızı oraya gömüp nehri eski haline getiriyor ve mezarın üzeri tekrar göl oluyor. O günden sonra da göl, “Minna’nın Suyu” anlamına gelen Minnewater olarak anılıyor.
Göl üzerindeki kuğularla alakalı olarak anlatılan hikaye ise o kadar da romantik değil. 1488 yılında Bruges halkı, şehrin yöneticisi Avusturya Arşidükü Maximilian’a isyan edip, danışmanı Pieter Lanchals’ı (soyadı Flamancada 'uzun boyun' anlamına geliyormuş) idam etmişler. Maximilian bir süre sonra şehre geri dönünce de, “Siz misiniz benim civan mert danışmanımı öldüren?” diye hesap sorup, şehri cezalandırmak amacıyla halkın kanallarda sonsuza kadar "uzun boyunlu" kuşlar (kuğular) beslemesini emretmiş.
Parka giriş ücretsiz.
2)Sint Salvatorskathedral
Bruges’un en eski ve belki de en sembolik kilisesi olan Sint-Salvatorskathedraal yani Aziz Kurtarıcı Katedrali aslında şehrin ana katedrali değilmiş. Ana katedral Sint Donas, Fransızlar tarafından yıkılınca burası, Brugge Piskoposluğu’nun ana kilisesi olmuş. Yani burası popülaritesini 1799’daki Fransız Devrimi’ne borçlu. Sebebini ise Burg Meydanı’nı gezerken anlayacağız.
Katedralin temelleri 10. yüzyıla kadar dayansa da, bugün gördüğümüz yapı 12. ve 15. yüzyıllar arasında şekillenmiş. Mimari tarz olarak ise “Brick Gothic” (Tuğla Gotik) örneği sayılmaktaymış. Belçika’da taş bulmak zor olduğu için, adamlar çamurdan tuğla, tuğladan ise burayı yapmışlar, dolayısıyla yapı kiliseden çok kaleyi andırmış.
Kulenin alt kısmının üst kısmına göre daha sade ve ağır olmasının sebebi ise, 1839’da katedralde çıkan yangınmış. Yangında çatı çökünce daha sonra yapılan testorasyon sırasında, İngiliz bir mimar (Robert Chantrell) bu kuleyi tekrar yorumlamış. Kulenin en tepesindeki o kulecikli kısım, İngiliz Romanesk tarzında eklenmiş.
Katedralin içinde ise en dikkat çekici olan unsur, duvarları süsleyen duvar halıları olarak öne çıkıyor. Halılar 18. yüzyıldan kalmaymış ve o dönemde, dekorasyonun yanında, aynı zamanda kışın taş duvarları ısıtmak için kullanılıyormuş.
3)Saint John Hospital
Burası Avrupa’nın en eski ve en iyi korunmuş sağlık kompleksi olarak tanımlanmakta. Keza, 12. yüzyılın ortalarında kurulmuş ve 1977 yılına kadar aktif olarak hastane olarak kullanılmış. Yani bu duvarlar baya Orta Çağ’da vebadan dert yananlardan, modern tıp dönemindeki hastalara kadar binlerce insanın iyileşmesine ve son nefeslerini vermesine tanıklık etmiş.
Hastanenin içinde dünyaca ünlü Flaman ressam Hans Memling’in 6 şaheseri bulunmakta. Bu eserler o dönemde hastaların resimlere bakıp huzur bulabilmeleri için yataklarından görebileceği yerlere konulurmuş. Ben şahsen yine de antibiyotiği tercih ederim. Aziz Ursula’nın Rölikeri isimli, Memling’in yaptığı, altın kaplamalı ve minyatür resimlerle süslü küçük ev şeklindeki kutu, sanat tarihinin zirve noktalarından biri kabul ediliyormuş.
Kompleksin içinde bir de 17. yüzyıldan kalma bir eczane var. Raflardaki porselen kavanozlar, bitkisel karışımlar ve o dönemin "mucizevi" ilaçlarının kapları bugünlere kadar ulaşmayı başarmış. Bu bölüm aynı zamanda şifalı otların yetiştirildiği bir bahçeye de sahip.
Standart biletler yetişkinler için 15.0, 18-25 yaş arası için 13.0, 13-27 yaş arası için 7.0 euro, 12 yaş altı ziyaretçiler için ücret talep edilmiyor.
Saint John Hospital Biletleri İçin Tıklayın
4)Leydimiz Kilisesi
Tanrı’ya ulaşmanın en iyi yolunun taş üzerine taş koymak olduğunu düşünen insanların bir başka eseri olan “Onze-Lieve-Vrouwekerk”, her yerden görünen kulesi, ile şehrin sembolik yapıları arasında yer alıyor. 115 metrelik uzunluğu ile Avrupa’nın en uzun ikinci tuğla kulesi olması da gerçek hayatta işinize yaramayacak bilgiler arasında yer alsın(1.si 130,6 metre boyuyla Almanya’daki Aziz Martin Kilisesi Kulesi’ymiş.)
Tabi kiliseyi karadenizli müteahitler yapmadığı için burasının inşaatı da yüz yıllara yayılmış ve 1210 yılında temellerin atılmasıyla başlayan inşaat ancak 16. yüzyılda yan koridorlar, koro ve mezar alanlarının eklenmesiyle tamamlanabilmiş.
“İçi beni dışı seni yakar” düsturuna örnek olabilecek kilisemizin sahip olduğu en önemli sanat eseri, Michelangelo’nun Bruges Madonnası adı verilen heykel. İtalya dışına sanatçının hayattayken çıkan tek heykeli buymuş. Bu heykel aslında İtalya'daki Siena Katedrali için yapılmış olsa da, Bruges’un o dönemki zengin ailelerinden Mouscron Ailesi, “Kaç para lan bir heykel?” diyerek parayı bastırıp heykeli satın almış ve Bruges’a getirtmiş. Heykel, İkinci Dünya Savaşı'nda Naziler tarafından çalınmış (Ghent Altarı gibi), ama sonunda ait olduğu yere geri dönmüş. .
Cesur Charles diye anılan ve Burgundiya Dükalığı’nın son hükümdarı olan Charles ve ve kızı Burgundy’li Mary’ye ait olan mezarlar da, kilisede altın yaldızlı bronz heykellerin altında yer alıyor. Bu arada O dönemde Burgundiya’nın, sadece küçük bir bölge değil; bugünkü Hollanda, Belçika, Lüksemburg ve Kuzey Fransa’nın bazı yerlerini kapsayan, Avrupa’nın en zengin, en sanatsal ve en güçlü devletlerinden biri olduğunu varsaydığımızda, Charles’ın da sadece bir köy muhtarı olmadığı daha net anlaşılıyor.
Diğer dikkat çekici özelliklerden biri de, Kilisenin koro koltukları üzerinde yer alan üzerinde Altın Post Şövalyeleri‘nin armalarının kabartmaları. 1468’de bu şövalyeler burada toplanması sebebiyle bu armalar koltuklarda bulunuyormuş.
Kilisenin zemininde ise birçoğu eski Bruges soylularına ve zengin tüccarlara ait olan mezarlar bulunmakta. Başka bir yerde örneğini görmediğim üzere, burada bulunan mezarlara cenazeyi defnetmeden hemen önce ressamlar tarafından resim çiziliyormuş. Genelde cenazenin ayak kısmına Meryem Ana, baş tarafına çarmıha gerilmiş İsa, yan duvarlara ise ölen kişinin ruhuna cennete kadar eşlik edeceğine inanılan meleklerin resmi çizilmekteymiş. Bu akım 1270 yılında bir gelenek haline gelmiş.
Kilisenin küçük bir kısmına bedavaya girebilir, bedelsiz şekilde ölmüşlerinize dua edebilirsiniz fakat “Buraya kadar geldik heykeli görmeden gitmeyelim.” diyorsanız pamuk eller ceplere.
Standart biletler yetişkinler için 10.0, 18-26 yaş arası için 9.0, 13-18 yaş arası 5.0 euro iken, 13 yaş altı ziyaretçiler için ücret talep edilmiyor.
Museum of Our Lady of the Pottery Biletleri İçin Tıklayın
5)Gruuthusemuseum
Gruuthuse Sarayı, 15. yüzyılda bölgenin en güçlü soylularından biri olan Lodewijk van Gruuthuse’un (Gruuthuse’lu Louis) eviymiş. Louis, aynı zamanda kraliyet danışmanı da olan çok janjanlı bir abi olduğundan zamanında, sürgündeki İngiltere Kralı IV. Edward’ı bu evde ağırlamış.
Benim için ilgi çekici olan şey ise, Louis’in parasının kaynağı. “Gruut”, Orta Çağ’da bira yapımında kullanılan aromatik bir bitki karışımıymış ve o dönem şerbetçiotu yaygın değilmiş. Louis’nin ailesi, bu karışımın satışı üzerinde tekel hakkına sahipmiş. Yani Bruges’da kim bira yapmak istese, Louis’nin ailesi para kazanıyormuş. Adamlar resmen o dönem birada ÖTV icat ederek gelen vergilerle “İtibardan tasarruf olmaz.” düsturu ile bu sarayı yaptırmışlar.
Para çok olunca, getireceklerinin sınırı da olmadığından, sarayda Onze-Lieve-Vrouwekerk kilisesine bağlanan özel ibadet odası da bulunmaktaymış. Böylece saraydan halkın arasına karışmadan kendilerini ibadete adıyorlarmış.
Müzede, devasa mutfaklar, görkemli şömineler, ince işçilikli mobilyalar, Bruges’un meşhur dantelleri ve duvar halıları (goblenler) ve silahlardan müzik aletlerine kadar pek çok obje mevcut.
Standart biletler yetişkinler için 15.0, 18-26 yaş arası için 13.0, 13-18 yaş arası 7.0 euro iken, 13 yaş altı ziyaretçiler için ücret talep edilmiyor. Museum of Our Lady ile buraya kombine bilet almak isterseniz fiyatı 19.50 euro
Gruuthusemuseum Biletleri İçin Tıklayın
6)De Dijver Parkı ve Bit pazarı
Dijver, aslında katedral ile ana meydan arasında uzanan, bir tarafı müzelerle (Groeninge ve Gruuthuse), diğer tarafı kanalla çevrili ağaçlı yola verilen isim. Dijver boyunca yürürken de Gruuthuse ve Groeninge müzelerinin arasında kalan o küçük, alana da De Dijver Parkı deniliyor.
Park üzerindeki bit pazarı ise 5 Mart ile 15 Kasım tarihleri arasında her Cumartesi ve Pazar (ve resmi tatillerde) kurulurmuş. Saat 10:00 - 18:00 arası açık olan pazar. Haziran - Eylül ayları arasında ise Cuma günleri de açıkmış.
Pazarda, kural gereği satılan ürünlerin ya el yapımı ya da en az 50 yıllık olması gerektiğinden gezilmeyi hakeden bir yer olduğunu söylemeliyim.
Pazarın kurulduğu Dijver kanalının tam bitiminde, şehrin en çok fotoğrafı çekilen yerlerinden olan olan Rozenhoedkaai (Gül Bahçesi Rıhtımı) bulunuyor.
7)Groeninge Museum
Pek çok sanat eserini bünyesinde barındıran nispeten butik bir müze diyebileceğimiz Groeninge Müzesi’nin en sembolik eserlerinden biri Gerard David ‘e ait “Cambyses’in Yargısı” tablosu. Yolsuzluk yapan bir hakimin derisinin canlı canlı yüzülmesini anlatan tablo zamanında Bruges Belediye Sarayı’nın duvarına asılmış. Gelen hakimler tabloya bakıp “Eğer rüşvet alırsam sonum böyle olur” diyerek ayağını denk almış mıdır bilinmez ama, tablonun yerinde bir Orta Çağ usulü caydırıcılık unsuru olduğu kesin.
Standart biletler yetişkinler için 15.0, 18-26 yaş arası için 13.0, 13-18 yaş arası 7.0 euro iken, 13 yaş altı ziyaretçiler için ücret talep edilmiyor.
Groninge Museum Biletleri İçin Tıklayın
8)Rozenhoedkaai
Dijver ve Groenerei kanallarının tam birleştiği noktada olan Rozenhoedkaai, suyun içinden yükselen kiremit çatılı eski tuğla binaları ve binaların suyun durgun olduğu anlardaki yansıması ile ziyaretçileri için ilgi çekici bir nokta.
Orta Çağ’da oldukça değerli olan tuzun boşaltıldığı ana liman olduğu için burası 18. yüzyıldan önce Zoutdijk (Tuz Bendi) diye anılmaktaymış.Hikayeye göre, 18. yüzyılda ise bu rıhtımda tespih (rosary/rozenhoed) satan tezgahlar kurulmaya başlanmış. Hacılara ve yerel halka yönelik bu satışlar o kadar yoğunlaşmış ki, rıhtımın adı zamanla “Gül Bahçesi/Tespih Rıhtımı” anlamına gelen Rozenhoedkaai olmuş.
Bu mantıkla “200 seneye kadar Ortaköy’ün adının Kumpir Limanı olmayacağını kim garanti edebilir ki?” diye varoluşşal sorunlarımızla, arkada şehrin simgelerinden olan Belfry (Çan Kulesi) nin de kadraja girdiği fotoğrafımızı çekip sıradaki durağımıza doğru ilerledik.
Siz yürümekten sıkıldıysanız, tekne turları için en popüler başlangıç noktalarından birisinin burası olduğunu bilerek, iskeledeki rıhtımda tekne turu şirketlerine doğru ilerleyebilir, Bruges’ı keşfe kanallardan devam edebilirsiniz.
Elinde dumanı tüten, çikolatalı bir Belçika waffle’ı ile bu manzaraya karşı oturmak isterseniz de rıhtımın köşesinde bulunan, Waffle Bar’a şans verebilirsiniz.
9)Vismarkt
1821 yılından bu yana şehrin taze deniz ürünlerinin satıldığı Vismarkt zamanla şehrin sembolik simgelerinden biri olmuş. Eskiden balıkçıların tezgahlarını kurduğu alan bugün hem bir tarih simgesi hem de sosyal bir buluşma noktasına dönüşmüş.
Pazar bir balık pazarı için iddialı bir mimariye sahip. 126 adet sütunla çevrili dikdörtgen bir revak yapısına sahip yapı, sadece estetik değil, aynı zamanda balıkçıları ve müşterileri yağmurdan korumak için tasarlanmış. Geleneksel olarak Salı’dan Cumartesi’ye kadar taze deniz ürünleri satılsa da, hafta sonları ve özellikle yaz aylarında burası yerel el sanatları ve takıların sergilendiği renkli bir pazar yerine dönüşmekteymiş. Biz ucuz bilet mevsiminde geldiğimiz için balıklara selam vererek turumuza devam ediyoruz.
10)De Burg Meydanı
Bruges şehrinde 2 tane çok ünlü meydan bulunmakta. Bunlardan biri Markt Meydanı ki burası, Bruges’un ticaret ve halk meydanı olarak, diğeri yani Burg Meydanı da aristokrasinin ve yönetimin meydanı olarak nam yapmış.
Mimari bir açık hava müzesi hissi veren meydanda, 1000 yıllık bir zaman dilimine yayılmış farklı mimari tarzlar (Romanesk, Gotik, Rönesans ve Barok) bir araya toplanmış durumda.
Daha önce bahsettiğimiz, Fransızlar tarafından yıkılan Sint-Donas Katedrali de, yıkılmadan öncebu meydanda yer alıyormuş. Bugün katedralin olduğu yer ağaçlık bir alan.
Meydanda bulunan binalardan en ünlüleri ise;
Stadhuis (Belediye Sarayı)
1376 yılında inşa edilen bu bina, Belçika ve Hollanda’daki diğer belediye saraylarına ilham vermiş bir Gotik şaheser. Bruges’un ne kadar zengin bir ticaret kenti olduğunun en büyük kanıtlarından biri olan bina o kadar beğenilmiş ki; Brüksel, Ghent ve Leuven gibi şehirlerin devasa belediye sarayları, buradaki mimari örnekten yola çıkılarak yapılmış.
İçerideki “Gotik Salon” (Gotische Zaal), 14. yüzyıldan kalma ahşap bir tonoz tavana sahip. Her bir kirişinin ucunda küçük heykeller ve semboller mevcut. 19. yüzyılda eklenen devasa freskler, Bruges tarihinin en önemli anlarını (ticari anlaşmalar, savaşlar, düklerin ziyaretleri) anlatıyormuş.
Dış cephedeki heykellerin orijinalleri, 1792'deki Fransız işgali sırasında "krallık ve din sembolü" oldukları gerekçesiyle yerle bir edildiği için bugün gördüklerimiz 19. yüzyıl kopyalarıymış.
Gotik salonu görmek için standart biletler yetişkinler için 8.0, 18-26 yaş arası için 7.0, 13-18 yaş arası 4.0 euro iken, 13 yaş altı ziyaretçiler için ücret talep edilmiyor.
Stadhuis Museum Biletleri İçin Tıklayın
Kutsal Kan Bazilikası (Heilig-Bloedbasiliek)
Burg Meydanı’nın köşesinde, Belediye Sarayı’nın hemen yanında yer alan bu yapı aslında üst üste iki farklı kiliseden oluşuyor. Alt katta bulunan Aziz Basil Şapeli 12. yüzyıldan kalma, karanlık ve günümüze sağlam bir şekilde ulaşmayı başaran bir Romanesk şapeldir. Bruges’da neredeyse hiç bozulmadan günümüze ulaşan tek Romanesk yapının da burası olduğu söylenmekte. Üst katta bulunan Kutsal Kan Şapeli ise 19. yüzyılda yenilenmiş, rengarenk vitraylarla ve altın süslemelerle dolu görkemli bir Neo-Gotik şapeldir.
Kilisenin adı, içinde saklanan bir kutsal emanet gelmekteymiş. İnanışa göre, İkinci Haçlı Seferi sırasında (1150 civarı) Alsace’lı dük Thierry, Kudüs’ten Hz. İsa’nın kanının damladığı bir bez parçasını Bruges’a getirmiş bu da bazilikada saklanmaya başlanmış ve bu emanet dağ kristalinden yapılmış özel bir tüpün içinde saklanmaya başlanmış. Genellikle her gün 1200-1600 saatleri arasında bu emanet şapelde zirateçilerin göreceği şekilde sergileniyor. Mayıs ayı içerisinde olan “Ascension Day” (İsa’nın Göğe Yükseliş Günü) zamanında, bu kutsal emanet Orta Çağ kıyafetlerine bürünen şovalyeler tarafından tüm şehirde dolaştırılıyormuş.
Brugse Vrije (Özgür Bruges Malikânesi)
Brugse Vrije, Orta Çağ’da Brugge şehrinin surları dışında kalan, ancak şehre bağlı olan geniş bir kırsal alanı ifade ediyormuş. Bu bölge, Brugge şehrinden ayrı bir idari yapıya, mahkemeye ve vergi sistemine sahipmiş ve “Özgürlük” ismi, bölgenin feodal yükümlülüklerden belirli bir ölçüde muaf olmasından geliyormuş. En parlak döneminde Kuzey Denizi kıyısından bugünkü Hollanda sınırına kadar uzanan devasa bir alanı kapsayan ve şehirden bağımsız şekilde yönetilen Brugse Vrije’nin, yönetim ve mahkeme binası ise Özgür Bruges Malikânesiymiş.
Binanın içinde ise görülmesi gereken tek en önemli şey İmparator V. Karl (Charles V) Şöminesi. 1528-1531 yılları arasında yapılmış bu devasa şömine; meşe ağacı ve mermerden yapılmış. Şöminenin üzerinde, Ghent rehberinde Kanuni’nin mektubuyla andığımız V. Karl’ın bir heykeli bulunur. Yanında bulunan heykeller ise Cesur Charles ve Burgundy’li Mary de dahil olmak üzere atalarına ait.
Binanın Burg Meydanı’na bakan cephesinde, en tepede elinde bir kılıç ve terazi tutan altın yaldızlı bir kadın heykeli göreceksiniz ki kendisi Adalet Tanrıçası Justitia. Binanın bir zamanlar mahkeme olarak kullanıldığının en net kanıtı ise bu heykelmiş.
Standart biletler yetişkinler için 3.0, 13-26 yaş arası için 2.0 iken, 13 yaş altı ziyaretçiler için ücret talep edilmiyor.
Brugse Vrije Biletleri İçin Tıklayın
11)Market Meydanı
De Burg Meydanı’nda kulaklarını çınlattığımız Markt Meydanı (Grote Markt), şehrin tarihi dokusunu en iyi yansıtan, yaklaşık 10.000 metrekareye yayılan, 10. yüzyıldan beri ticaretin ve sosyal yaşamın merkezi olmayı başarabilmiş bir meydan.
Yüzyıllardır süregelen bir gelenek olarak, her Çarşamba sabahı meydanda taze meyve, sebze, peynir ve çiçeklerin satıldığı yerel bir pazar kurulmaktaymış. Meydanın bir köşesinde bekleyen atlı faytonlar, turistlerin şehir turu yapma alternatiflerinden biri olarak öne çıkıyor. Yine tahmin edebileceğiniz üzere, seyahatiniz Noel dönemine denk geliyorsa, noel pazarını da bu meydanda bulacaksınız.
Meydanda bulunan binalardan ve simgelerden en ünlüleri ise;
Belfort (Çan Kulesi)
Meydanın en görkemli yapısı desek sanırım kimsenin hakkını yemeyiz. 13. yüzyıldan kalma 83 metre yüksekliğindeki kule tarihi boyunca üç kez büyük yangın atlatmış ve her seferinde yeniden inşa edilmiş. Bugün gördüğümüz hali, yüzyıllar süren restorasyonların sonunda bugüne ulaşabilmiş. Kulede toplam 47 adet bronz çan bulunmaktaymış ki bu çanların toplam ağırlığı 27 tonmuş. 366 basamağı tırmanacak kadar kendine güvenenler, önce kulenin eski idari kayıtlarının ve şehir mührünün saklandığı "Hazine Odası"nı sonra ise Brugge’ün manzarasını kuş bakışı görebilirler.
Standart biletler yetişkinler için 16.0, 7-18 yaş arası için 14.0 euro iken, 7 yaş altı ziyaretçiler için ücret talep edilmiyor.
Belfort Biletleri İçin Tıklayın
Provinciaal Hof (Eyalet Sarayı)
Meydanın doğu tarafında yer alan Eyalet Sarayı, görüntüsünün aksine Orta Çağ'dan kalma değil, 19. yüzyılın sonunda inşa edilmiş.
13. yüzyılda burada devasa bir kapalı liman ve depo kompleksi bulunuyormuş. Takalar kanallar aracılığıyla doğrudan bu binanın içine girer, yüklerini (özellikle yün ve kumaş) hava koşullarından etkilenmeden boşaltırmış bu sebeple burada bir Waterhall yani Su Salonu bulunuyormuş. 18. yüzyılda buraya neoklasik bir bina yapılmış ancak bu bina 1878’de büyük bir yangınla kül olmuş. Bugün gördüğümüz Neo-Gotik yapı, bu yangından sonra mimarlar Louis Delacenserie ve René Buyck tarafından tasarlanmış ve 1887’de başlayan inşaat ancak 1921’de tamamlanmış.
Saray, uzun yıllar boyunca Batı Flaman Eyalet Meclisi’nin toplantı yeri olarak kullanımı ve son restorasyon 2024 yılında tamamlanmış. Son restorasyonun ardından saray, “Batı Flamanların Evi” konseptiyle tamamen halka ve turistlere açık bir konsepte kavuşmuş.
Historium Bruges
Historium Bruges, Provinciaal Hof’un hemen yanında yer alan, ziyaretçileri "Altın Çağ" olarak adlandırılan 15. yüzyıl Brugge'üne götüren interaktif bir müze. Klasik bir müzeden ziyade, hikaye anlatıcılığı ve teknolojiyi birleştiren bir "deneyim merkezi" demek daha doğru olur.
Historium Story (Ana Hikaye) Müzenin kalbi sayılmakta Yaklaşık 1 saat süren turda, ünlü ressam Jan van Eyck‘ın çırağı Jacob’un gözünden bir aşk hikayesine anlatılıyor. Tur sırasında özel efektler, kokular, müzikler ve dekorlarla zenginleştirilmiş 7 farklı tematik odadan geçiliyor ve Türkçe dahil birçok dilde sunulan sesli rehber eşliğinde hikayeyi dinleyerek ilerliyorsunuz.
Historium Virtual Reality (Sanal Gerçeklik) kısmında ise Brugge’ün 1450 yılındaki halini 360 derece görebileceğiniz etkileyici bir VR deneyimi sunuluyor. Bu deneyimde, ziyaretçiler kanal boylarında uçup, eski limanı (Waterhall) görebilir ve bugün yerinde yeller esen yapıları sanki oradaymış gibi inceleyebiliyor.
Historium Exhibition (Sergi Alanı) ise 15. yüzyıl Brugge’ündeki günlük yaşama dair daha teknik ve tarihi bilgiler yer alıyor. Gemilerin nasıl çalıştığı, o dönemde ne yenilip içildiği ve şehrin ticari gücü burada detaylandırılıyor.
Teras ise Markt Meydanı’na en hakim noktalardan biri. Meydanın ve Belfort kulesinin fotoğraflarını çekmek için biçilmiş kaftan.
Benim favori bölümüm ise müze bünyesinde bulunan tematik bir birahane olan Duvelorium. Burada meşhur Belçika biraları tadılırken, meydanı izleyerek dinlenmek mümkün. Müze bileti almasanız bile buraya çıkabilirsiniz
Standart biletler yetişkinler için 21.0, genç öğrenciler için 17.0 euro, 5-12 yaş arası 13.0 euro iken, 4 yaş ve altı ziyaretçiler için ücret talep edilmiyor. Biletinizi gişeden alırsanız her segment +1 euro daha pahalı.
Standar bilet üzerine VR da eklemek isterseniz her segment için biletler +5 euro zamlanırken sadece 5 yaş ziyaretçiler için ücret değişmiyor. Biletinizi gişeden alırsanız her segment +2 euro daha pahalı.
Historium Biletleri İçin Tıklayın
Renkli Orta Çağ Evleri
Meydanın kuzey tarafını süsleyen basamaklı çatılara sahip bu rengarenk binalar, eskiden lonca binası olarak kullanılırmış ancak günümüzde ise kafe ve restoranlara ev sahipliği yapıyor.
Jan Breydel ve Pieter de Coninck Heykeli
Meydanın tam merkezinde, 1302 yılında Fransızlara karşı verilen bağımsızlık mücadelesinin halk kahramanlarını onurlandıran bir heykel bulunuyor. Bu iki isim, 1302 yılında Fransız kraliyetine karşı başlatılan halk ayaklanmasının (Brugge Matins) ve ardından gelen ünlü Altın Mahmuzlar Savaşı‘nın (Guldensporenslag) efsanevi liderleriymiş.
Jan Breydel: Brugge’deki kasaplar loncasının başkanıymış.
Pieter de Coninck: Dokumacılar loncasının başkanı ve hitabet yeteneğiyle halkı örgütleyen kişiymiş.
Heykel, 1887 yılında, yani olaydan yüzlerce yıl sonra, Flaman milliyetçiliğinin yükseldiği bir dönemde dikilmiş.
İki kahramanın el ele vermiş, omuz omuza durması farklı loncaların ve halk tabakalarının ortak bir amaç (özgürlük) uğruna birleşmesini simgelemekteymiş. Heykelin kaidesinde, Flaman bölgesinin sembolü olan aslan figürleri ve direnişi anlatan kabartmalar yer alıyor. Heykelin tam karşısındaki binaların tepelerindeki altın varaklı figürler ise bu heykeldeki kahramanların temsil ettiği zanaatkar loncalarının sembolleriymiş.
Heykelin temsil ettiği tarihsel olayla ilgili çekici bir hikayeye göre 1302 ayaklanması sırasında, Brugge halkı şehre sızan Fransızları ayırt etmek için şüphelendikleri kişilere “Schild en Vriend” (Kalkan ve Arkadaş) dedirtiyormuş. Fransızlar bu kelimeleri Flaman aksanıyla telaffuz edemedikleri için hemen deşifre oluyormuş.
Heykelin önünden arkanızı Belfort (Çan Kulesi) kulesine verip fotoğraf çekerseniz, meydanın tüm renkli evlerini (Lonca binalarını) kadraja sığdırabileceğinizi söyleyerek yazımı sonlandırıyorum.
























