Biz Sevilla’dan Granada’ya geçerken Cordoba’ya bir tam gün ayırdık, yani bu şehirde konaklamaya gerek duymadık. Cordoba’da istasyonda başlayan yürüyüşümüz yine akşam trenine binmek üzere istasyonda son buldu.
Cordoba Yürüyüş Rotası İçin Tıklayın;
1)Palacio de Viana
Yine aristokratlar yine bağ bahçe…”12 avlusu olan ev olur mu?” sorusuna yanıt niteliğinde olan yapı içindeki sanat eserleriyle birlikte, aristokrat ev sahiplerini daha da zengin yapmaya hevesli fakir ziyaretçilerini bekliyor.
2)Roma Tapınağı
Milattan sonra 50 civarında yapılan tapınaktan geriye sütunları kalmış. Yaklaşık 2000 yıldır ayakta duran sütunların olduğu bölge, belediye başkanının çocuğunun sünnet düğününe ev sahipliği yapmamış.
3)Corredera Meydanı
Cordoba’nın Plaza Mayor’u olan meydanın geçmişi Roma dönemine kadar uzanmaktaymış. Arkeolojik kazılardan elde edilen bilgiler ışığında, burada bir zamanlar Roma Sirki bulunduğunu düşünülmekteymiş. Bu bilgiyi öğrenince kazılarda ne buldular da buranın sirk olduğunu anladılar diye düşünmeden edemedim. Çalışmalarda bulunan mozaiklerin bir kısmıysa Alcázar de los Reyes Cristianos’da sergilenmekte. Mozaikli sirk?
Meydan bugün oturup boş yaptığımız haline ise 1683-1687 yılları arasında yapılan çalışmalarda, mimar Antonio Ramos Valdés tarafından getirilmiş. Önceleri haftalık halk pazarı olarak kullanılan meydan daha sonra boğa güreşlerine ev sahipliği yapmış. Kraliyet kutlamalarından dini törenlere, engizisyon yargılamalarından idamlara (bu ikisi paket program zaten engizisyon alana idam bedava şeklinde sunuluyormuş), askeri geçitlerden, resmi törenlere kadar uzunca bir süre kin nefret gözyaşının merkezi olmuş. Bugün ise geçmişin aksine, Avrupa Birliği sınırları içinde olmanın verdiği rahatlıkla, Almanların çalıştığı zaman zarfında boş boş bira içen İspanyol arkadaşlarımızın huzurlu günlerine ev sahipliği yapıyor. Yıl boyunca çeşitli kültürel etkinlikler ve festivaller de burada yapılıyormuş.
Bu mimari, Madrid’deki Plaza Mayor’u andırır deseler de bana daha çok Venedik’teki San Marco Meydanı’nı hatırlattı(Evet, yazının bu kısmını sadece Venedik’de de bulunduğumu belli etmek için özenle hazırladım).
4)Kurtuba Cami
Bugün Mezquita-Catedral de Cordoba yani Kurtuba Cami Katedrali olarak bilinen yapı, Cordoba’da yani Arapların deyimiyle Kurtuba’daki en turistik ve tarihi açıdan en değerli yapılardan biri.
Kültürel ve dini bir karışım olan caminin kökeninden başlamamız gerekirse, inşa edildiği yerde olduğu bilinen en eski yapı bir Vizigot Kilisesiymiş. 711 yılındaki fetih sonrası, Müslümanlar ve Hristiyanlar bir süre bu alanı birlikte kullanmışsa da, I. Abdülrahman bu araziyi satın alarak, Hristiyanlara yeni bir yerde kilise inşa etmeleri için arazi de tahsis etmiş.
785 yılında başlayan cami inşaatı, sonraki yüzyıllarda, sırasıyla II. Abdurrahman, II. Hakem ve El-Mansur dönemlerinde yapılan genişlemelerle İslam medeniyetinin en görkemli yapılarından biri haline gelmiş. Bahsi geçen dönemde Kurtuba’nın Avrupa’nın bilim ve kültür merkezi olduğu düşünüldüğünde yapının ihtişamına verilen önemi anlamak daha da kolaylaşıyor.
II.Hakem döneminde camide bazı değişiklikler yapılmış ve hanedan soyunun ibadeti için bir maksure oluşturulup, sadece hanedan ailesine açık olan bu bölüm çok daha dikkat çekici bir hale getirilmiş. II. Fitne dönemini başlatacak iç savaşın öncesine denk gelen bu dönemde, yapılan değişikliğin İslam’ın temel unsurlarından biri olan “Allah’ın önünde her Müslümanın eşit olduğu” öğretisine ters düşmesi sebebiyle halk tarafından pek hoş karşılanmamış. Bu dönemde mihrapta da bazı değişiklikler yapılmış ve mihrapta kullanılan mozaikler, Bizans İmparatoru II.Nicephorus tarafından mozaiği uygulayacak ustalarla birlikte İstanbul’dan gönderilmiş.
1236 yılına gelindiğinde ise tarih medeniyetler arasındaki güç dengelerini tekrar değiştirmiş ve Kurtuba bir kez daha Hristiyanlar tarafından geri alınıp yeniden Cordoba olmuş. 16. yüzyılda, yapının tam merkezine rönesans esintili bir katedral inşa edilerek sosyal ve politik olarak da net bir mesaj verilmiş. Mimari açıdan acı olan bu değişiklik, bölge insanlarının ileride yaşayacağı acının yanında hafif kalacaktı. Rivayete göre V. Charles, katedral inşa edildikten sonra mimara, “Dünyanın en eşsiz yapısının içine, her yerde bulunabilecek sıradan bir şey yapmışsın, senin gözünün çomağını seveyim.” diyerek mimara ayarı vermiş.
Mimarisinden bahsetmek gerekirse;
Yapı, iç mekanını dolduran 1000’den fazla sütundan oluşmakta ve at nalı şeklindeki kırmızı beyaz tuğla ve taştan oluşan çifte kemerleriyle ferah bir dizayna ve yüksek bir tavana sahip. II. Hakem döneminde 10. yüzyılda yapılan mihrap, yaldızlı mozaikler, geometrik motifleri ve hat sanatı örnekleriyle caminin ruhani merkezidir. Portakal bahçesi isimli avlusunun ise ziyaretçilerine huzur vermesi ümit edilmiş. Daha sonra çan kulesine çevrilmiş olan minare ise heybetli yapısına III. Abdurrahman döneminde ulaşmış.
Emevi mimarisinin izleriyle rönesans ve barok tarzı katedral sunağının bir arada yaşadığı katedraldeki bu tezat, yapının en büyük özelliği. Bu özellik ışığında, gönül rahatlığı ile Kurtuba Camisi’nin, harcında sadece taş ve tuğlanın değil, Endülüs topraklarından geçen birbirleriyle bazen uyumlu bazen uyumsuz tüm insanların sosyolojik tarihinin de olduğunu söyleyebiliriz.
Kurtuba Cami için biletler yetişkinler için 15, 10-14 yaş arası çocuklar için 8.00, 26 yaşına kadar öğrenciler ve 65 yaş üstü ziyaretçiler için 12.00 euro iken, 10 yaş altı çocuklardan ücret talep edilmiyor. Çan Kulesi için ise giriş ücreti 4.00 euro. Çan Kulesi için giriş biletinizi cami girişinin yarım saat öncesine alırsanız koşturmadan her iki yapıyı da görebilirsiniz.
Kurtuba Camisi Biletleri İçin Tıklayın
5) Roma Köprüsü ve Calahorra Kulesi
Guadalquivir Nehri üzerinde bulunan köprü, şehrin tarihi merkezini Calahorra Kulesi ile birlikte birbirine bağlayacak şekilde konumlanmış.
İlk inşası M.S. 1. yüzyılın başlarında, Roma İmparatoru Augustus döneminde gerçekleşen köprü, Roma’nın Via Augusta adı verilen ana ticaret ve askerî yolunun bir parçasıymış.
331 metre uzunluğunda ve 16 kemerden oluşan köprü, yaklaşık iki bin yıldır Guadalquivir Nehri’ni aşan en önemli geçiş noktalarından biri olmuş.
711 yılında Müslümanların gelmesiyle başlayan süreç sonrasında ve özellikle Emevîler zamanında Cordoba, Avrupa’nın en büyük ve en zengin şehirlerinden biri haline gelince, köprü daha da önemli bir hale gelmiş ve bir dönem ticaretin ve günlük yaşamın merkezi olmuş.
Kastilya Kralı III. Fernando 1236 yılında Cordoba’yı tekrar alınca da köprü kullanılmaya devam etmiş ve yüzyıllar boyunca çeşitli onarımlar görerek bugün gördüğümüz halini almış. Günümüzde görülen kemerlerin büyük bölümü de Orta Çağ ve sonraki dönemlerde yapılan restorasyonlardan kalmaymış.
Köprünün ortasında, Cordoba’nın koruyucu azizi kabul edilen Aziz Rafael’in 1651 yılında dikilen heykeli bulmakta.
Kuzey ucunda, Puerta del Puente (Köprü Kapısı) yer alırken güney ucunda ise Calahorra Kulesi yer alan köprü, Game of Thrones’un 5. Sezonunda Volantis Köprüsü olarak görülmüş.
Yaklaşık 2.000 yıldır kullanılan Roma Köprüsü, Avrupa’nın geçiş garantisi olmaksızın en uzun süre kesintisiz kullanılan köprülerinden biri olarak kabul edilmekteymiş. Zannediyorum ki geçiş garantili olan kulvarda ise bu rekor Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne ait olmalı.
6)Alcazar de los Reyes Cristianos
Alcázar de los Reyes Cristianos, yani Hristiyan kraliyet sarayı Cordoba’daki bir diğer simge. Guadalquivir Nehri kıyısında bulunan kasrın inşaası 1328 yılında Kastilya Kralı XI. Alfonso zamanında başlamış. İnşaatın başladığı tarihte burada zaten Emevi Halifeliğinden kalan bir saray kompleksi olduğunu söylemeyi de unutmayalım.
Burası, 15. yüzyıla gelindiğinde Katolik Kralların yani II. Fernando ve I. Isabel çiftinin de yuvası olmuş ki, Granada Emirliği’ne yapılacak akınlar da burada planlanmış. Kristof Kolomb Amerika yolculuğuna çıkmadan önce, eline borcamını alıp bu saraya ev görmeye gelmiş, gelmişken yeni dünyanın keşfi için burada görüşmeler yapmış. Kolomb’un projesini sunma tasvirini gösteren bir bronz heykel de bu sebeple burada bulunuyor.
Kraliyet sarayı olarak kullanıldıktan sonra, İspanyol engizisyon merkezi, hapishane ve askeri tesis olarak da kullanılan saray kompleksi günümüzde müze görevi görmekte.
Dışarıdan askeri bir görünüme sahip olan yapı dört kuleyle çevrelenmiş, içindeyse şaşırmayacağınız üzere mudejar etkileri taşıyan kemerler, havuzlar ve bahçeler mevcut.
7) Juderia ve Cordoba Sinagogu
Kurtuba Camisinin kuzeyinde yer alan, “Yahudi Mahallesi” Cordoba’nın etkileyici bölgelerinden biri. Tarihi şehir surları içerisinde yer alan bu bölge, Orta Çağ’da Cordoba’daki Yahudi nüfusunun kültürel ve ekonomik merkezi olarak işlev görmüş.
Yahudiler 1492’de burayı terk etmek zorunda kalırken, bir kısmı Osmanlı Devleti’nin yolladığı gemilerle o dönem Osmanlı vilayetlerine yerleşmiştir. Bu insanlar, Osmanlı topraklarına, yanlarında kültürlerinden pek çok şey getirmişlerdi ki, pandispanya ve boyoz bunlardan sadece ikisiydi.
Mahallede bulunan bolca birbirini kesen dar sokakların üzerindeki yaptığı beyaz badanalı evlerden biri de Yahudi filozof ve hekim Maimonides’in (İbn Meymun) doğduğu ev. Yaşamını da bu mahallede sürdüren filozofun anısına bugün, Juderia’da ismini onurlandıran Maimonides Meydanı ve ona adanmış bir de heykel yer alıyor.
Mahalledeki bir diğer önemli duraklardan biri, 14. yüzyıldan kalan ve İspanya’da Orta Çağ’dan günümüze kalabilen 3 sinagogdan biri olan Cordoba Sinagogu. Ayrıca İspanyol Yahudilerinin tarihi ve kültürünü tanıyan Casa de Sefarad isimli müze de yine sinagog ile aynı sokakta bulunuyor.
8) San Lorenzo Kilisesi
13. yüzyıldan kalan kilise orijinalinde camiymiş. Biz genelde tersini gördüğümüz bir coğrafyada yaşadığımız için bu özellikleriyle ilgi çeken noktalardan biri. Haritaya eklemedim zamanınız varsa görebilirsiniz.
Medinatüzzehra
Cordoba’da artık hayattan zevk alamayan Emevi Halifesi III. Abdurrahman, her kralın, halifenin, imparatorun hatta bazen uzun süre ülke yöneten cumhurbaşkanının yapacağı şeyi yapmış ve şehrin biraz dışına bir saray yaptırmış. Yapıldığı dönemde sadece saray eşrafının ve yakın koruması olan askeri gücü ve kölelerinin yaşayacağı saray mecburen 30.000 kişinin sığacağı büyüklükte inşa edilmek zorunda olduğundan ortaya “şehir-saray” bir yapı çıkmış.
Saraydan bugün geriye, El-Hamra gibi bütün bir yapı değil ancak virane denilecek parçalı kalıntılar gelebilmiş. Sarayın yıkılıp talan edilmesi ise büyük ölçüde III. Abdurrahman’ın ölümünden yaklaşık 40 sene sonra başlayacak iç karışıklıklar sırasında yine Müslümanların elinden olmuş. Müslümanlar, III. Abdurrahman’ın izlerini silme yükünü İspanyollara bırakmamış, şehri bizzat kendileri yıkmış.
Bu sarayın yapıldığı dönem hakkındaki ilginç rivayetlerden biri de III. Abdurrahman’ın heyetiyle Medinatüzzehra’dan Cordoba merkez deve garajına olan 8 km uzunluğundaki mesafeyi, vur patlasın çal oynasın modunda ancak 3 günde gelebildiği bilgisi.

















