Ghent
Önce biraz soğuk geliyor ama içine girince alışıyorsun...
Ghent şehri yürüyerek gezmeye oldukça uygun ve görülecek yerler de nispeten pek büyük olmayan bir merkezde konumlanmış durumda diye yorumlanabilir. Bu sebeple biz de aşağıdaki yürüyüş rotasını üzerinden hareket ettik. Çıkış noktamız otelimiz olduğu için sıralamayı otel konumunuza göre değiştirmeniz tavsiyemizdir.
Ghent Yürüyüş Rotası İçin Tıklayın;
1)Museum Voor Schone Kunsten
Gent’te kültürle dolu bir gün geçirmek isteyenler için ilk durak, şehrin en önemli sanat adreslerinden biri olan Museum Voor Schone Kunsten (MSK). 1798’de temelleri atılan bu köklü müze, günümüzde ziyaretçilerini 1900’lerin başında Charles van Rysselberghe tarafından tasarlanan etkileyici binasında ağırlıyor.
MSK, Flaman sanatının altın çağına ışık tutan zengin koleksiyonuyla dikkat çekiyor. Bosch, Rubens ve Jordaens gibi ustaların eserleri müzenin duvarlarını süslerken, Hieronymus Bosch’a atfedilen St. Christopher ve Hizmetçiyle Birlikte Philemon ve Baucis gibi tablolar mutlaka görülmesi gereken parçalar arasında.
Müze aynı zamanda dünyaca ünlü Gent Altarpiece tablosunun restorasyon sürecine ev sahipliği yapmış. Ziyaretçiler, bu tarihi şaheserin yeniden hayat buluşunu cam bölmelerin ardından canlı olarak izleyebiliyor. Özellikle sanat tutkunları için oldukça etkileyici bir deneyim!
Ziyaretinizi kolaylaştırmak için rehberli turlar da mevcut. Bilet fiyatları yetişkinler için 15 €, 19-25 yaş arası öğrenciler için 7,50 €, 18 yaş altı ziyaretçiler için ise ücretsiz.
MSK Biletlerini Almak İçin Tıklayın
2)STAM - Ghent City Museum
STAM, 14. yüzyıldan kalma bir manastır (Bijloke Manastırı), 17. yüzyıldan kalma bir rahibe manastırı ve 21. yüzyılın modern mimarisinden oluşan binası ile karşımıza bir kompleks olarak çıkıyor. Dolayısıyla müze koridorlarında Orta Çağ’ın taş duvarlarından modern cam galerilere geçiş yapılarak, “Geleceğe Dönüş” filmindeki kadar iddialı olmasa da, zamanda yolculuk mümkün oluyor.
Müzenin en gözde köşelerinden biri, yerdeki cam panelin altında uzanan 300 metrekarelik Gent hava fotoğrafı. Fotoğraf 2020’de yenilenerek, şehrin güncel halini en ince detayına kadar gösterir hale gelmiş.
Müzenin kalıcı sergisi olan “Gent’in Hikayesi” (The Story of Ghent), şehrin 70.000 yıl öncesinden bugününe kadar uzanan hikayesini ziyaretçilerle paylaşmayı hedefliyor. Metinlerden ziyade, hikayeyi anlatan çeşitli görseller ve etkileşimli unsurlar, şehrin tarihini keşfetmeyi keyifli hale getiriyor.
Bazı sergilerin ekstra bilete tabi olduğu müzede, standart biletler yetişkinler için 14, 19-25 yaş arası öğrenciler için 6.50 euro iken, 18 yaş altı ziyaretçiler için ücret talep edilmiyor.
3)Vooruit
Eski adıyla Vooruit, şimdiki adıyla Viernulvier (404), 1913’te bir “sosyalist işçi sarayı” olarak kapılarını açmış. Bu görkemli bina, vaktiyle kütüphanesi, sineması, tiyatrosu ve hatta ekmek fırınıyla işçi sınıfının hem eğitim aldığı hem de sosyalleştiği bir merkezmiş.
Bugün ise burası, Ghent’in en canlı kültür ve sanat duraklarından biri olarak karşımıza çıkmakta. Konserler, dans performansları, tiyatro oyunları ve edebiyat geceleriyle dolu programların sunulduğu bina, şehirde modern ve alternatif sanatın merkezlerinden birine dönüşmüş durumda.
Labirentlerden oluşan binanın en üstünde bir de kahve molası verebileceğiniz teras bulunuyor.
4)Veldtstraat
Şehrin en popüler alışveriş caddesi olan Veltstraat pek çok markaya ev sahipliği yapıyor. Ancak alışveriş dışında ilgimizi çeken ise cadde üzerinde bulunan iki tarihi bina;
Hotel d’Hane Steenhuyse: 18. yüzyıldan kalma bu görkemli bina, döneminin en lüks konutlarından biriymiş. Rus Çarı I. Aleksander ve sürgündeki Fransa Kralı XVIII. Louis gibi önemli isimleri ağırlamış.
Hotel Arnold Vander Haeghen: Caddenin hemen karşısında yer alan bu saray ise zengin bir sanatsal mirasa sahip. Nobel ödüllü yazar Maurice Maeterlinck’in çalışma odası da burada bulunmaktaymış
Veldstraat’ın belki de en kritik özelliği, 1812 Savaşını (ABD ve Birleşik Krallık arasında) sona erdiren Ghent Antlaşması’nın, 1814 yılında bu cadde üzerindeki binalarda müzakere edilmiş olması. Amerikalı diplomatların (aralarında John Quincy Adams da vardı) kaldığı bina olan Veldstraat 47 numara üzerinde bu olayı hatırlatan bir plaket o günlerden bir hatıra olarak tarihe meydan okumakta.
5)Sain Bavo’s Cathedral
Google’a şehrin adını yazdığımızda karşımıza çıkan silüetinde üç kule görünmekte. Bu kulelerin en görkemlisi Saint Bavo Katedrali. Bu dev yapı, ibadethane olmasının yanında ayrıca müze olarak da hizmet vermekte. 942 yılında ahşaptan bir papel olarak inşaatı başlayan bina, 600 yıllık bir inşa sürecinden sonra ancak 1559 yılında katedral ünvanı alabilmiş. Görkemli kulesi ise 1462 ile 1534 yılları arasında yapılmış.
İnşaat yüzyıllara yayılınca; Romanesk, Gotik ve Barok esintilerin bir arada yaşadığı bir esere dönüşen binanın kulesi 89 metre uzunluğunda. Altında ise 10. yüzyıldan izler taşıyan karanlık bir Romanesk yeraltı mezarlığı bulunmakta.
Katedraldeki en ünlü eser ise artışmasız “Ghent Sunağı” tablosu. Jan ve Hubert van Eyck’in 1432’de tamamladığı bu dev eser, yağlı boyanın Avrupa’daki ilk büyük başyapıtı kabul ediliyormuş. Keza o dönemde ressamlar yumurta bazlı boya kullanırken bu abiler yağlı boya kullanmış. Tablo, daha doğrusu pek çok tablodan oluşan panel kapalı durumdayken, eseri sipariş eden karı kocanın portrelerini gösterirken açık hali ise, 12 panelden oluşan bir cennet tasviri.
Tabloyu yapanlar pek hayır duası almamış olacak ki, tablo yıllar içinde epey badire atlatmış. Önce Napolyon tarafından Paris’e götürülmüş sonra I. Dünya Savaşı esnasında Almanlar tarafından bazı parçaları alınmış. 1934 yılında ise sol alt panel olan "Adil Hakimler" (The Just Judges) paneli çalınmış ve hâlâ bulunamamış. 2. Dünya Savaşı sırasında ise, Naziler tarafından el konulan tablo, Avusturya’da tuz madenlerinde saklanmış. Şu an sol alt kısımdaki parça yerinde orijinaline çok yakın bir kopyası durmaktaymış. Girişten alınan Artırılmış Gerçeklik (AR) gözlükleri sayesinde tablodaki sembollerin anlamlarını ve katmanlarını hikayeleştirilmiş bir şekilde görebilmek de mümkün.
Bu arada, Kutsal Roma İmparatoru V. Karl, 1500’de burada vaftiz edilmiş. Kim bu Karl diyorsanız; kendisi, Kanuni’nin Almanya seferi sırasında karşısına çıkmadığı için; “Bu kadar zamandır erlik davasın eder, merdi meydanım dersin. Şimdiye değin kaç keredir ki üzerine geliyorum ve mülküne dilediğim gibi tasarruf ediyorum. Ne sende ne de kardeşinde nam ve nişan yok. Size saltanat ve erlik davası haramdır…” diye mektup yazarak ayar verdiği imparatorun ta kendisi…
Katedrale giriş ücretsiz; ama Ghent Sunağı ve ziyaretçi merkezi için bilet almak gerekmekte.
Aziz Bavo Katedrali Biletleri İçin Tıklayın;
Ghent Sunağı’nı yakından incelemek için tıklayın;
6)Belfry of Ghent
Yukarıda bahsettiğim üç kuleden bir diğeri Belfry yani Çan Kulesi. 1313-1380 tarihleri arasında inşa edilen Çan Kulesi 91 metre uzunluğu ile Belçika’nın en uzun çan kulesiymiş. Dini bir amacı olmayan kule, zamanında tüccarların ve loncaların kazandığı hakları temsil etmek için yapılmış. Öyle bir saçmalık mı olur, belki sadece manzarayı izlemek için yapılmıştır diye düşünsem de, sahip olduğu simgelerin anlamlarını öğrenince, sığ bakış açımı kaybetmem pek zaman almadı.
Ejderha (The Dragon): Kuleye dikkatlice bakınca, en tepede altın yaldızlı bakırdan bir ejderha görüyorsunuz. Bu ejderha, şehri ve kulede saklanan değerli belgeleri – yani Ghent’in özgürlüğünün simgesi olan şehir imtiyazlarını – korumaktaymış.
Gizli Kasa: Kulenin içinde “Secreet” adı verilen gizli bir oda varmış. Burada, şehre tanınan özerklik haklarını gösteren belgeler, kilitli demir sandıklarda saklanıyormuş
Çanlar ve Karillon: Kulede devasa bir çan sistemi bulunuyor. En ünlüsü, Roland adını taşıyan çan. Eskiden yangın, düşman saldırısı veya büyük zaferleri haber vermek için çalınırmış. Artık cep telefonundan bildirim gittiği için bu alışkanlığı bırakmışlar.
Cloth Hall (Lakenhalle) Kulenin hemen yanında bulunan salon, yani Kumaş Salonu. 15. yüzyılda Ghent’in zenginliğinin kalbi burasıymış, yine benim anladığım o dönem yün ve kumaş ticareti yapanlar servet sahibi oluyormuş. Nasıl anladın derseniz, o insanların torunları, bizim gibi “Dedem zamanında ne fırsatlar kaçırmış” geyiği yapmıyorlar. Bu da sıradan çinkokarbon insan olmadıkları anlamına geliyor. Kumaş salonu tarih boyunca para ile bağını kesmemiş olacak ki bugünlerde bilet gişesini bünyesinde barındırıyor.
Kulenin yanındaki küçük eski gardiyan evinin cephesinde Rubens’in “Roma Hayırseverliği” tablosunun benzeri bir kabartma mevcut. Roma kökenli bu dramatik hikâye, Ghent halkı tarafından izlenme rekorları kırınca ev de “Mammelokker” yani “Meme emen” olarak anılmaya başlanmış.
7)Saint Nicholas Church
“Tüccarların Kilisesi” olarak da bilinen yapı, tahmin ettiğiniz üzere 3. kule. 13. yy.’da inşa edilen kilise, adını denizcilerin ve tüccarların azizi olan St. Nicholas’dan almaktaymış. Yani diyebiliriz ki, Antalyalı olan St. Nicholas’ın Noel Babalık serüvenine uzanan yolculuğundan Ghent de payına düşeni almış.
Klisesinin yapımında kullanılan mavi-gri kireç taşları, binayı emsallerinden ayırmış.
Kilise 1566 yılındaki Protestan Reformu sırasında tahrip edilmiş, Napolyon döneminde ise ahır olarak kullanılmış (burası için mükemmel siyasi esprilerim var ama özgürlüğün tadı bir başka). 20. yy. başında çökme tehlikesi geçiren bina restorasyon çalışmaları sonrası bugün gördüğümüz halini almış.
Bu üç kuleyi tek fotoğrafa sığdırayım diyorsanız en çok önerilen nokta, Sint-Michielsbrug Köprüsü’ymüş.
8)Korenmarkt
Aziz Nicholas Klisesi’nin hemen önünde yer alan meydan olan Korenmarkt 10. ve 11. yüzyıllarda tahıl ticaretinin merkeziymiş. Şehre Scheldt ve Los nehirleri üzerinden gelen tahıl burada toplanıp satılıyormuş. Bu sebeple meydan etrafındaki bir çok bina o dönemde ambar olarak kullanılmış.
Bugün kafelerle çevrili olan meydan, zaman zaman festivallere ev sahipliği yapmakta.
Ayrıca, Ghent’in ana alışveriş caddelerinden Veldstraat ile Kortemunt bu meydan vasıtasıyla birbirine bağlanıyor.
9)Saint Micheal’s Church
Aynı isimli köprünün yanında yer alan Saint Micheal Kilisesi, Sagrada Familia gibi bitmemesiyle ün yapmış. 1440 yılında başlayan kilise inşaatı savaşlar, krizler derken, ancak 1672 yılında kulesiz bir şekilde tamamlanabilmiş.
Kilisesin yassı ve kısa kulesi orijinal planda 134 metre olarak tasarlanmış. 1662’de bu hedefle başlayan kule, hem maddi yetersizlikler hem de zeminin bu kadar ağır bir kuleyi taşımayacağı gibi gerekçelerle 1828’de düz bir çatı ile kapatılmış ve 24 metre yüksekliğinde bırakılmış.
Flaman Barok ustası Anthony van Dyck tarafından 1630’da yapılan ve İsa’nın çarmıhtaki son anlarını tasvir eden “Golgotha” (Christ Dying on the Cross) isimli, tablo, kilisenin en değerli eseri sayılıyormuş.
St Nicholas Kilisesi gibi burası da 1566 yılındaki ayaklanma esnasında tahrip edilmiş bu sebeple bugün görülen pek çok detay daha sonra yapılan restorasyonlar sırasında eklenmiş.
10)Castle of the Counts
1180’de Kont Alsaslı Philip tarafından inşa ettirilen Kontlar Kalesi (Gravensteen), Leie Nehri’nin kıyısında bulunuyor. Avrupa’da şehir merkezinde kalmış, hendeği hala suyla dolu olan ve en iyi korunmuş Orta Çağ kalelerinden biriymiş (diğerlerini görmediğim için benim açımdan en iyisi). Kalenin karanlık geçmişine göz atarsak;
-Philip, Haçlı Seferleri sırasında görkemli kaleler görünce, “Hayatı böyle yaşayacaksın abi, vallahi biz para harcamayı bilmiyoruz” diye kafa ütüleyerek dönünce kendisine bu kaleyi yaptırmış. Kaleyi sadece dış düşmanlara karşı değil, aynı zamanda o dönemde oldukça zenginleşen ve kontun otoritesine kafa tutan Ghent halkına gözdağı vermek için yaptırdığı da söylenmekte. Hatta rivayete göre kaleyi yaptırırken, “Buraya saray sediler, bende dedim ki burası külliyedir; milletin evidir dedim" demiş olmasına rağmen, o dönem demokrasi icat edilmediği için Philip 25 sene boyunca Ghent’i yönetme hayali kuramamış.
-14. yüzyıla kadar Flanders Kontları burada yaşamış
-Kontlar burayı terk edince bina bir hapishane, mahkeme ve darphane olarak kullanılmış.
-18. ve 19. yüzyıllarda sanayi devrimiyle birlikte kale bir pamuk fabrikasına dönüştürülmüş ve içine işçi aileleri yerleştirilmiş. Hatta bakımsızlıktan yıkılma noktasına geldiğinde, ise kale yıkılmak istense de 1885 yılında devlet tarafından satın alınarak restore edilmiş ve avm yapılmamış.
Kalenin içinde Orta Çağ ve sonrasında kullanılan gerçek işkence aletleri, giyotinler ve kelepçelerin sergilendiği bir İşkence Müzesi mevcut.
Standart biletler yetişkinler için 15, 19-25 yaş arası öğrenciler için 7.50, 13-18 yaş arası ziyaretçiler için ise 3 euro.
Kontlar Kalesi Biletleri İçin Tıklayın
11)Kraanlei
Ghent’in en çok fotoğraf çekilen ve sosyal medyaya salınan noktası muhtemelen Kraanlei. İsmini Orta Çağ’da burada bulunan ve gemileri boşaltmak için kullanılan devasa ahşap vinçten (Kraan) almış.
Rıhtım üzerinde sivil mimari örneklerini barındırıyor.
Kraanlei, aynı zamanda Ghent’in en eski ve en gurme mahallesi olan Patershol‘un nehir kıyısındaki sınırı kabul ediliyor. Dolayısıyla, buradan içeri girildiğinde daracık Orta Çağ sokaklarına dalarak şehrin en iyi yerel restoranlarını bulmak mümkün.
Ghent’i nehirden keşfetmek isteyenler için ise, Kraanlei üzerinden kalkan küçük tekne turları iyi bir alternatif olabilir.
12)Huis Van Alijn
Ghent’in görkemli katedrallerinden zengin kontolar ve tüccarların hikayelerinden sıkılanlar ve daha sıradan insan hikayelerine bakmak isteyenler için biçilmiş kaftan Huis van Alijn. Burası, şehrin ihtişamlı tarihini değil, sıradan insanların gündelik hayatını anlatan bir müze.
14.yüzyıldan kalma bu yapı, bir zamanlar “Alijn çocukları” için kurulmuş bir bakımeviymiş. Alijn ve Rijckaert aileleri arasındaki husumetin barışla sonuçlanmasıyla, ölenlerin anısına bir hayır kurumu olarak açılmış.
Eski fotoğraflar, videolar ve kişisel eşyalarla, sıradan insanlara ait doğumlar, evlilikler, ilk okul günleri ve aile tatillerinden kalan anılar müzede ziyaretçilerle paylaşılıyor .
Ghent’in geleneksel kukla karakteri Pierke’nin tiyatrosu da bu binada bulunuyormuş.
Müze bünyesinde bir de kafe bulunmakta.
Standart biletler yetişkinler için 11, 19-25 yaş arası için 5.50 euro. 18 yaş altı ziyaretçiler için ise giriş ücretsiz.
Huis Van Alijn Biletleri İçin Tıklayın
13)Vrijdagmarkt
Meydan adını, 1199 yılından beri her cuma sabahı kurulan pazarda almaktaymış. Cuma sabahları kurulan pazarda, taze meyve-sebzeden kıyafete, yerel peynirlerden Ghent’e özgü atıştırmalıklara kadar her şeyi bulmak mümkünmüş. Cumartesi günleri ise burada antika ve ikinci el pazarı kuruluyormuş.
Meydanın tam ortasında, kolunu ileriye (İngiltere’ye doğru) uzatmış heybetli bir adam heykeli mevcut. Bu amca, 14. yüzyılda Ghent’in en güçlü olduğu dönemde, İngiltere ile yün ticaretini devam ettirerek şehrin ekonomik çöküşünü engelleyen bir halk lideri, Jacob van Artevelde imiş.
Meydan köşesinde yer alan, ve sosyalist izler taşıyan Ons Huis (Bizim Evimiz): isimli bina ise 20. yüzyılın başında işçilerin sosyal haklarını savunmak için inşa edilmiş (Vooruit ile benzer bir felsefeyle).
Toreken (Küçük Kule): Meydanın en eski binalarından biri olan Toreken(Küçük Kule) ise eskiden pazarın kurallarının ilan edildiği ve ölçü birimlerinin denetlendiği yermiş. Yani bir nevi zabıta ofisi desek bence olur.
Sosyal medyada çokça gördüğümüz Dulle Griet isimli birahane de bu meydanda yer alıyor. 500’den fazla bira çeşidi bulunan birahanede büyük boy Kwak sipariş ederseniz bardağı çalma riskine karşı ayakkabınızı rehin olarak alıp tavana asıyorlar. Birayı bitirip hesabı ödediğinizde ise ayakkabınızı geri alıyorsunuz.













