Elhamra Sarayı, Granada Emirliği’nin, yani Endülüs’teki son Müslümanların günümüze bıraktığı izlerden en net olanı. Sadece Endülüs’te değil tüm İslam dünyasında en ünlü mimari eserlerden biri olan kompleks, bugün en iyi korunmuş saraylar listesinde de parmakla gösterilecek örneklerden.
Elhamra’nın hikayesi 1238’de, Gırnata Emirliği’nin kurucusu kabul edilen I. Muhammed döneminde başlamış. Çevreye hakim olan Sabika Tepesi üzerinde, Roma döneminden kalan bir kale yapısının, aklından geçirdikleri için mükemmel bir fırsat olduğunu düşünmüş. Aradığı fırsatı bulan I. Muhammed yeni planladığı hisarı bu eski kalenin üzerine yaptırmaya karar vermiş. Arkasını Sierra Nevada dağlarına veren yapının tamamlandığını I.Muhammed yani projenin fikir babası görememiş ancak Nasri Hanedanlığı süresince inşaat projeye uygun olarak sürekli genişleyerek ilerlemeye devam etmiş. Bugün gördüğümüz kimliğini ise büyük ölçüde 14. yüzyılda I. Yusuf zamanında, resmi olarak kraliyet sarayına dönüştürülmesiyle ve V. Muhammed döneminde yapılan çalışmalarda kazanmış. 37 kulesi olan saray kompleksinin yapımı böylelikle 150 yıldan fazla sürmüş. 1492 yılında Reconquista tamamlanınca, Ferdinand ile Isabella tarafından kraliyet sarayı olarak kullanılmış ve yapıda bazı değişiklikler yapılmaya başlanmış. Kristof Kolomb, Amerika keşif seferi için burada Katolik krallarla bazı görüşmelerini burada yapmış. 1527 yılında, yani V. Karl döneminde, Nasri yapılarının yanına rönesans tarzında yeni bir sarayın inşası başlamış ve sarayın inşası için Elhamra’nın bir bölümünün yıkıldığı bilinmekteymiş. V. Karl Sarayı, olarak bilinen saray diğer yapılara oldukça tezat duruşuyla Elçiler Salonu’nun bitişiğinde konumlanmış. Aziz Francisco Manastırı, V. Karl Çeşmesi ve Nar Kapısı da, Elhamra’daki rönesans dönemi eserleri arasına katılmış. Cuma Camii ise 1576 yılında yıkılarak yerine 1617’de Santa Maria de la Alhambra Kilisesi yapılmış. İlerleyen dönemde ise bölgenin bakımsızlığa terkedilmesiyle yapılar kaçak yerleşimcilerin sığınağı haline gelmiş. 1812 yılında Napolyon ordusu tarafından da bir kısmı tahribe uğramış.
Elhamra hakkında giriş segmenti bilgilerini edindiğimize göre bölümleri arasında gezinebiliriz. Elhamrayı ziyaretimiz öncesinde okuduklarım kuşkusuz seyahatimizi çok daha anlamlı kıldı. Bu tecrübe doğrultusunda, Elhamra’nın bölümlerini anlamak için yapıyı kronolojik olarak ele almanın ve gezerken tarihinin yolumuzu aydınlatmasının, sizler için de sanal ya da gerçek fark etmeksizin geziyi daha anlamlı kılacağını düşünüyorum.
1) Alcazaba
İnşaat önce Roma döneminden kalan daha eski bir kale yapısının elden geçirilmesiyle başlamış. Yeniden iskan edilen ve yükseltilen duvarlara, bu bölüm sadece orduya yetecek büyüklükte yeni fakat çok daha ihtişamlı bir kaleye dönüştürülmeye başlanmış. Alcazaba denilen bu bölümün, daha sonra yapı kompleksinin kraliyet alanı için kullanılacak kısmını, bahçeleri ve üzerinde bulunduğu tepenin kuzey kanadını koruyacak olan savunma kısmı olması planlanmış. Kaba bir tabirle Elhamra’yı bir şehir olarak ele aldığımızda, Alcazaba’yı bu şehrin sınır karakolu olarak değerlendirmek zannediyorum ki pek yanlış olmaz. İnşaatın başlangıcında yapılan ilk gözlem kulesi Torre de la Vela olmuş. Bu gözlem kulesinin Elhamra’nın kalanı inşa edilirken gelecek olası saldırıları püskürtebilecek konumda ve güçte olması planlanmış. Alcazaba’nın inşasında kullanılmaya başlanan ve hemen hisarın yükseldiği tepelerde elde edilen kızıl renkli kil toprak yapının harcının kaynağı olmuş. Böylelikle bu çamurun kullanılması, hem uzun lojistik sürelerini bertaraf ederek inşa süresini azaltmış hem de hisara kızıl rengini katmış. Kızıl şehir anlamına gelen, Medine Elhamra ismi de buradan gelmekteymiş.
1246 yılında Kastilya Krallığı Granada’nın kuzeyindeki Jaen’i aldığında, I.Muhammed Sevilla’da da ciddi bir direniş göstermemiş ve br ateşkes süresi elde etmek istemiş. Bu hamlesiyle Granada şehrini korumak için zaman kazanmaya çalışan I.Muhammed Granada’dayı korumanın tek yolunun bu surları tamamlamak olduğunu net bir şekilde görebilmiş. Kastilya Krallığı ile savaşabilecek askeri güçten yoksun olduğunu bilen I. Muhammed, Alcazaba’nın tamamlanmasını Granada’nın tek kurtuluşu yolu olark görmüş ve bu süreçte surların yapımına hız vermiş.
Elhamra’nın dışarıdan bakıldığında içine nazaran oldukça kaba ve gösterişten uzak durmasında, İslam mimarisi gereği asıl güzelliğin içte saklandığına dair bir mesaj olduğu yönünde yorumlar bulunuyor. Bu yorumlar bir kenarda dursun, şu gerçek ki yukarıda bahsettiğim Torre de la Vela tasarım halindeyken ve inşaatın başında ışık oyunları yaratabilecek -ilerleyen dönemde iç kısımda da görülecek - kemerli dizayn söz konusuymuş. Bu dizaynda başlayan inşaat ilerledikçe, üst katlardaki ağırlık artmış ve kemerlerin ezilmesiyle sütunlar çatlamaya başlamış. Sonrasında mimarlar bu soruna karşın, kemer boşluklarını tuğla ile doldurtarak dikey kuvvetin tuğla duvarlar üzerine paylaştırılması hedeflenmiş ve görseli bugün gördüğümüz halini almış.
Yapıldığı dönemde, merkezinde 5 depo ve 13 özel hane olan Alcazaba’da ayrıca kireç ocakları, tabakhane, ambarlar ve fırın bulunsa da bugün bu yapıların ancak izleri görülmekte.
2) Generalife (Cennetü’l-Arif) & Gardens
Elhamranın neredeyse diğer tüm Endülüs yapılarında olduğu gibi dillere destan bahçeleri bulunmakta.
Bahçelerin merkezi sayılabilecek bir noktada ise “Yazlık Saray” konumlanmış.
Bahçelere can veren geniş araziler her ne kadar estetik amaçlar için tasarlanmış gibi görülse de tarımsal üretim ile saray ahalisinin ihtiyaçlarını karşılaması temel amaçmış.
Fakat yaklaşık 5000 kişini tarımsal ürün ihtiyacını karşılaması beklenen Sabika Tepesi’ne bir su kaynağı yokmuş.
Şehre en yakın sayılan, kuzeyden geçen nehir ancak küçük bir kol olarak Elhamranın alt kısmından akmaktaymış. Dolayısıyla bu suyu Elhamra’ya ulaştırmak için önce yukarı götürmek gerekmiş. Bu noktada devreye giren mühendisler, nehir yatağını yükselterek Elhamranın üst katmanlarında 6 km boyunca uzanıp, hisarın üzerinde su basıncı yaratabilecek bir baraj gölü inşa etmişler. Barajdan Elhamra’ya uzanan 1 metre genişliğinde, 2 metre yüksekliğinde ve yaklaşık 6 km uzunluğunda ve tabii ki doğru eğimde bir kanal kazıp buna da bir su kemeri ekleyerek suyu Elhamra’ya getirmeyi başarmışlar.
Suyu getirmekle de bitmeyen dertlerinden bir tanesi de suyun sürekli temiz akmasını sağlamakmış. Bu sorunun da profesyonelce üstesinden gelen mühendisler, suyu dar kanallar boyunca ilerletip, bazı noktalarda bu kanalları genişleterek debisini düşürmüşler. Bu geniş alanlarda debisi düşen su içindeki kumu bu noktalarda bırakarak yoluna devam etmiş.
Sistemin taşmasını engellemek için ise suyun arttığı durumlarda, fazla suyun duvarların içinden geçen bir sisteme kanalize olmasını sağlamışlar. Tam tersi susuzluk durumunda kanalların kurumasını engellemek içinse etraftaki büyük tepelere su rezervleri inşa etmişler. Suyu bu yüksek rezervlere çıkarabilmek içinse çıkrık sistemi ve bu sistemi döndürecek eşeklerden faydalanmışlar. Tüm bu su projesi, yaklaşık 800 sene önce tamamen el işçiliği ile tamamlanmış ve bugün sistemin yüzde 70’i çalışır durumdaymış.
3) Nasrid Palace (Nasri Sarayları)
I.Muhammed’in ölümünü takip eden 100 yıl boyunca Alcazaba’nın arkasında kalan kısmın etrafı duvarla çevrilmiş ve alan korunaklı bir hale getirilmiş. Daha sonra ise bu korunaklı alanlara saraylar yapılmaya başlanmış ki bu saray kompleksi bugün “Nasri Sarayları” olarak anılıyor.
Nasri Sarayları’na giriş yapılan yerin adı Mexuar Salonu. Buraya girişte başınızı yukarı kaldırırsanız ahşap kaligrafi ile “Emir’in Sarayı’na hoşgeldiniz ki o Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir.” yazısını bulacaksınız.
Mexuar Salonu içindeki ahşap ve kireç taşı işçiliği insanı görür görmez etkileyen cinsten olsa da, ileride göreceğimiz eserlerin kısa bir fragmanı sayılır.
Buradaki ahşap işçiliğinde tek bir çivi kullanılmamış ve ahşaplar birbirinin içine geçirilerek inşa edilmiş. Salon devlet işlerini yürütülüp, divanın toplandığı bölüm olarak kullanılmış.
Bu alanı geçip Altın Oda Avlusu üzerinden, I. Yusuf’un zamanında yaptırılan Comares Saray’ına doğru ilerleniyor.
Bu dönem siyasi açıdan oldukça karışıklıklar içinde geçen bir dönem. I.Yusuf Kastilya Krallığı’na karşı saldırılar yapıp bazı başarılar kazansa da bu başarısı uzun sürmemiş ve sonraki savaşta Kastilya Krallığı karşısında ağır bir yenilgi almış. Bu sebeple olacak ki, kuzey cephesinde bulunan 45 metre uzunluğundaki Torre de Comares kulesi, Yusuf’un sarayını dönemin atmosferine uygun şekilde tamamlayan bir parça olmuş. I. Yusuf’un aldığı ağır yenilgi sonrası pek çok askeri görüşme yapmak zorunda kalması, bu görüşmeleri yürütmek için etkileyici ve düşmanının gözünde süksesini arttıracak bir yere ihtiyaç duyulmasını yanında getirmiş. Comares Sarayı’nın merkezindeki “Elçiler Salonu”, elçilere bu etkiyi yaratacak alan olarak seçilmiş ve buna uygun şekilde tasarlanmış. Bu dönemlerde, Elhamra’nın dışında Hristiyan krallar topraklarına yenilerini ekleyip, Müslümanları giderek daha dar bir alana sıkıştırıyormuş. Tam da böyle bir zamanda başta Elçiler Salonu olmak üzere Elhamra’nın pek çok yerine, Yusuf Suresi’nin 21. ayetinde geçen, “Lâ galibe illallah” (Allah’tan başka galip yoktur)” yazısı, bana Rusları Berlin’de görene kadar savaşı kazandıklarını düşünen alman halkına yapılan siyasi propagandayı hatırlatmakta.
I.Yusuf’un Sarayı’na dönersek, Elçiler Salonu’nun 22 metre yükseklikteki tavanında göğün 7 katını temsilen farklı renklere boyanmış 8000’den fazla sedir ağacı parçası bulunmakta. Tahtın koyulacağı noktayı en ihtişamlı şekilde göstermek içinse önce matematik formülleri ile pencerelerin yerleri belirlenmiş, geometi kullanılarak tahtın ardındaki şehir manzarası ile merkeze alınması sağlanmış. Elçiler Salonu’ndaki ziyaret öncesi karanlık bir alanda uzunca süre bekletilen elçiler, günün uygun saatinde (tahtın arkasından güneş ışığı salona girdiğinde) I. Yusuf’un karşısına kabul ediliyormuş Böylece gözleri kamaşan elçilerin hükümdarın karşısında eğilmesi sağlanıyormuş. 1354 yılında namaz kıldığı esnada 36 yaşında, deli olduğu iddia edilen bir köle tarafından bıçaklanarak katledilen I. Yusuf da Elhamra’nın en ihtişamlı yıllarını görememiş. Elçiler salonu biz gittiğimizde restorasyon çalışmaları kapsamında olduğu için biz ziyaret edemedik.
I. Yusuf sonrası tahta çıkan V. Muhammed, yaklaşık 5 yıl sonra, tahtı bırakıp, katledilmekten kurtularak, Kastilya Kralı’na sığınmış. Kastilya Kralı Pedro ile geçirdiği yaklaşık 3 yıllık bir süreden sonra, Pedro’nun yardımıyla tahta geri dönmüş. Bu sürede başka bir mudejar mimari sevdalısı Pedro’nun Sevilya’da yaptırdığı sarayı gören V.Muhammed döner dönmez, Sevilya’daki Saray’dan daha iyisini yaptırıp Pedro’ya mimari bir güç gösterisi hazırlamak için işe koyulmuş.
Bu çalışma bir süre sonra meyvelerini vermiş ve hem İslami hem de Hristiyan öğelerle bezeli Aslanlı Saray ile ünlü Aslanlı Avlu da böylece inşa edilmiş. Antik Yunan mimari teknikleri ve yine Yunanca yazıtların çevrilmesiyle elde edilen geometri bilgisi kullanılsa da, yapıda doğu mimarisi görünümünden ödün verilmemiş. Comares Sarayı’ndan sonra Aslanlı Saray’a doğru ilerliyoruz.
Pedro ile Muhammed’in kültür paylaşımının bence en nadide örneği ise, Aslanlı Saray’ın “Sultanlar Salonu” bölümünde bulunan ve İslam mimarisinde görmeye hiç alışık olmadığımız tavandaki deri üzerine işlenmiş figürler.
Salonun orta kısmındaki tavanda bulunan ve elinde kılıç bulunan 10 kişinin resmedildiği fresk Nasri hükümdarlarını simgelemekteymiş. Yan tonozlarda da yine farklı insan figürlerinin bulunduğu figürler mevcut. Genel kanıya göre, bu çalışma Toledo’daki sanat akademilerinde yetişen Hristiyan ustalarca yapılmış.
Ortadaki havuza Aslanlı Çeşme’ye girsek, buranın etrafı günümüzden farklı olarak çiçeklerle kaplıymış ve sultanların eşlerinin daireleri bu çiçeklere bakıyormuş. Bu dönemde sarayın tavanında kullanılan boyalardan maviyi elde etmek için Afganistan’dan lacivert taşı getirtilmiş ki fiyatı altın ile yarışmaktaymış. Adını avlusundaki 12 adet aslan şeklindeki çeşmeden alan Aslanlı Saray, V. Muhammed’in amacına uygun şekilde tüm Elhamra’nın gözbebeği olmuş.
İlk sarayın inşa edilmesinden sonra ve Elhamra’nın, Nasri Hanedanlığı’nın saray hayatının ikametgahı haline gelmesiyle, tıpkı V. Muhammed gibi, I.Y usuf’un peşinden gelen her sultan neredeyse 150 yıl boyunca ya yeni bir saray yaptırmış ya da eskiden kalan bir sarayı restore ederek kendi izlerini bırakmayı hedeflemiş. Böylelikle Elhamra’daki Nasri Sarayları bölümü, Avrupa’daki en etkileyici saray kompleksi arasına girmiş.
Diğer taraftan Nasri Sarayları’nın yapılmasıyla burada yaşayan soyluların ve halkın evlerinin kalıntılarının bulunduğu medina da hayata geçirilmiş.
4)V. Charles Sarayı
Habsburg Hanedanı V. Charles’ın Nasri mimarisi örneğine taban tabana zıt olan sarayı, adeta Elhamra’nın merkezine Katolik bir mühür vurmak için yapılmış. Arazinin ortasında yer alan saray büyük bir dikdörtgen plan üzerine kurgulanmış, mimarı ise Michelangelo’nun yanında eğitim alan Pedro Machuca olmuş.
Belki biraz doğudan baktığımız için, belki de coğrafyamız bize kaybedenin yanında olmayı öğrettiğinden, hiçbir zaman tamamlanamamış bu sarayın diğerlerinin yanında pek de ihtişamlı hissettirmediğini söylemeliyim.
Önce hisar sonra saray olan ve yüzlerce yıldır ayakta kalan Elhamra’yı ise ziyaret etmek çok da kolay değil. Biletleri aylar öncesinden tükenebilen Elhamra’nın Nasri Sarayları bölümüne, belirli sayıdaki gruplar halinde günde yaklaşık 10.000 kişi, saati önceden belirlenmiş şekilde yarım saatlik aralarla kabul ediliyor. Sıkı kurallar altında gerçekleşen ziyaretlerde, Nasri Saraylarında bir odadaki grup çıkmadan diğer grup kabul edilmezken flaşlı fotoğraf çekimine izin verilmiyor. Alınan biletle her bölüme ancak bir kez giriş hakkı tanınırken, Nasri Sarayları’na giriş saatinde esneklik tanınmıyor.
Elhamra Biletleri İçin Tıklayın;
Yazımı “Belki de Elhamra’yı bize en iyi bizden bir anlatabilir.” diyor ve 1929 ile 1932 tarihi arasında görev yapan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk İspanya Sefiri olan Yahya Kemal Beyatlı’nın sözlerini buraya bırakıyorum;
“Elhamra’ya basit bir dış kapıdan giriliyor. Girerken hârikulâde bir mekân içine girileceğinin farkına bile varılmıyor. Girdikten sonra bir âlemden başka bir âleme geçmiş, sanki bir rüyanın ortasına düşmüş gibi gözlerimi kapadım ve açtım, öylesine bir hayret içindeydim.”























