Tarihin ilk arap baharının yaşandığı dönemi aşağıdaki yazımızda anlattığımıza göre;
Endülüs 1/2 - Giriş & Gelişme
Seyahatimizin öncesinde yaptığım hazırlıklarda, Endülüs tarihi hakkında genel geçer okul bilgilerimin dışına çıkmaya başladığımda, buranın hakkını vermek için - ne kadar verdiğim tartışılır- epey geç kalmış olmanın ezikliğini yaşadım. Beylikler dönemi Anadolu tarihi fetişi olan bendeniz, buranın içine girdikçe hayranlıkla karşılaştığım katmanlı yapıyı, …
İber Yarımadası’nda 1492’de bıraktığımız hikayeye bu yazıda devam ediyoruz.
İspanya Engizisyonu, Papa IV. Sixtus'un 1478'deki papalık fermanıyla kurulmuştu ve Kraliçe I. Isabel’in de desteği ile daha Granada düşmeden, 1480’lerde İspanya’da çalışmaya başlamıştı.
1492 yılında Granada’nın da yıkılmasıyla bölgedeki İslam Devleti son bulsa da, bu devleti oluşturan tebaanın büyük kısmı hala oradaydı. Bunun ile birlikte reconquista süreci tamamlanmış sayılsa da İspanya’da tam bir siyasi birlik hala sağlanamamıştı. Bu sebeple Müslümanların durumu içinde bulundukları krallıklara göre bazı farklılıklar gösteriyordu. Örneğin Valencia’da bulunan Müslümanlar nispeten rahat bir hayat yaşarken – ki Valencia Aragon Hanedanlığı’na bağlıydı- Kastilya Krallığı’na bağlı Granada’da ilk yıllardan itibaren Müslümanlar üzerinde baskılar kurulmaya başlanmıştı. Granada’da artan engizisyon baskısı ile 1499 yılında başlayan Müslüman isyanı ancak 1501 yılında bastırılmıştı. Bu isyan sonrasında, İspanya ve Portekiz’de yer alan Müslümanların tamamı üzerindeki basıklar da arttırılmış ve Granada’da zorunlu din değiştirme çağrısı yapılmıştı. Bu çağrı yine başlangıçta Valencia’da uygulanmadı. Diğer bölgelerde ise bir bölümü topraklarını terkeden Müslümanların, evlerini terketmemek için din değiştirmeyi kabul edenlerine “Morisko” denmeye başlandı.
Yahudilerin durumu ise Müslümanlardan da beter olmuş ve 2 Ocak 1492’de şehri alan Katolik Krallar sadece 3 ay sonra yayınladıkları fermanda, yahudilere İspanya’yı terketmeleri için 2 Ağustos 1492 tarihine kadar süre verdi. Müslümanlara benzer şekilde, topraklarını terketmemek için Hristiyanlığa geçen yahudilere ise “Konverso” denildi.
Moriskolar ilk yıllarda bölgeyi idare eden devlet adamları ve soylular için kullanışlı kişilerdi, hem bölgeyi hem halkı tanıyor ayrıca Arapça biliyorlardı. Bu özellikleri ile bazıları idari yapılarda görev aldılar ve karşılığında huzurla yaşam sağladılar. Özellikle yine Valencia’da durum zaten daha iyiydi. Bunda Valencia’daki Moriskoların tarım ve ipek üretiminde oldukça iyi durumda olmalarının ve lordlara para kazandırmalarının da payı vardı.
Zamanla kilisenin duruma müdahil olması durumları daha da karıştırdı. Kiliseden aldıkları destekle radikal gruplar Moriskolar üzerindeki baskıyı arttırdı. Hem Valencia hem Granada’da engisizyon mahkemeleri, bu insanların aslında hala Hristiyan olmadıklarına dair en ufak bir ipucu yakalamaya çalışıyor, sadece Konverso veya Moriskoları değil, onlarla ya da Müslümanlarla iyi geçinen Katolikleri de cezalandırmaktan geri durmuyordu.
Yine bu dönem Cezayir’de iki ayrı feva verilmiş birinde Müslümanların göç etmesinin farz olduğu söylenirken diğerinde kalben reddetmeleri halinde can ve mal güvenliğini korumak için Hristiyan gibi yaşamalarının uygun olduğu beyan edilmişti. Tahmini zor olmayacağı üzere 2. Fetva daha çok kabul gördü fakat bu engizisyonun daha da sertleşmesinin de önünü açtı. Sosyal hayattaki yasakların giderek artmasını Arapça dilinin yasaklanması takip etti ki bu da Arap alfabesiyle İspanyolca yazılan, “Aljamiado” adlı yeni bir dili doğurdu.
Moriskoların İslami terkettiklerinden emin olabilmek için insanlara festivallerde domuz eti dağıtılması, içki ikram edilmesi ve bunları tüketmelerinin beklenmesi bugün bile kutlanan bazı festivallerin zeminini hazırladı. Örneğin Moros y Cristianos festivali “Hristiyan Zaferi” kutlamalarından oluşmaktadır. Sax kasabası da dahil olmak üzere bazı kasabalarda yapılan canlandırmalarda Müslüman gruplar arasında “Los Turcos” adında gruplar bulunması hem dönemde Müslüman kimliğinin türklükle bağdaştırılması hem de Morisko isyanlarında rol alan türk denizcilerin varlığından gelmektedir.
Kastilya Kraliçesi I. Joanna ile , Kutsal Roma İmparatoru I. Maximilian’ın oğlu I. Philip 1496 yılında evlendi. I. Philip Habsburg Hanedanı mensubuydu, ve bu evliliğinden olan çocuğu V. Karl’ın (Şarlken) 1516 yılında tahta çıkmasıyla taht resmen Habsburg Hanedanlığına geçti. Aslen Avusturyalı ola hanedanlığın yönetiminde ülkede baskı arttı.
Başta İslam ve Yahudiliği anlatanlar olmak üzere Arapça ve İbranice kitapların yakılması, Müslümanlarla bir arada yaşayan jenerasyonun ölmesi gibi etkenler genç Moriskolarının İslami alışkanlıkları öğrenmesinde zayıflamaya sebep olsa da, İslam izleri tam anlamıyla silinemiyor ve baskı devam ediyordu. 1568 yılındaki son Morisko isyanı da bu atmosferde başlamış fakat 1571’de başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
1609 yılında ise tüm Hristiyan krallıklar, Osmanlı Devleti ve Fransızlarla ile iş birliği yaptıkları gerekçelerini de kullanarak Moriskoları sürgün etmeye karar verdiler. 1614 yılına kadar, bazı kaynaklara göre sayıları 300.000 olan Moriskolar başta Kuzey Afrika olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerine göç ettiğinde ise oradakiler tarafından da benimsenmedi. Tarihte pek çok örneği bulunan “ötekinin ötekisi” olma sırası bu sefer Moriskolara gelmişti.
İspanya’da Limpieza de Sangre yani Kanı Saflığı olarak bilinen ve 1449 yılında, Toledo’da uygulanmaya başlayan sonraki süreçte başka tarikatler ve resmi kurumlarca benimsenen yasalar böylece uygulamada zirve noktasına ulaşmış, Yahudilerin 1492’de sürgün edilmesiyle başlayan süreç 1614 yılında Moriskoların bölgeden temizlenmesiyle Hristiyan İspanya ideasını pratiğe dönüştürmüştür.
Sonrasında Kuzey Afrika’da Moriskolar tarafından kurulan ve korsanlık faaliyetleri yapan Salé Cumhuriyeti ise ancak 41 yıl dayanabildi.
Diğer tarafından din adına işlenen suçlar bu bölgede sınırlı kalmadı. 1492 yılında Gırnata’nın alınmasından sonra Kraliçe I. Isabella ve Kral Ferdinand’dan aldığı destekle Hindistan’a gideceği iddiasıyla yola çıkan Christoph Colomb, İspanya’dan tamamlanan “Reconquista” hareketini, yeni dünyaya “Conquista” olarak dönüştürecek kapıyı açtı.
Yıllar önce vizigotların başına gelen hızlı çözülmeler bu sefer yeni dünyanın yerel halklarını yutmaya, dine hakaret ettikleri gerekçesiyle başta İnkalar, Aztekler gibi köklü medeniyetler çabucak yıkılmaya ve bu medeniyetlerin altınları ve gümüşleri ise İspanyol Krallığı’na akmaya başladı. Sadece İnka Kralı Atahualpa’nın serbest kalmak için bir oda dolusu altın ve bunun iki katı gümüş ödediği düşünüldüğünde İspanya’ya taşınan servetin miktarı hayal dünyasını zorlar nitelikte.
Bu açıdan yeni dünya, İspanyolların Endülüs’te öğrendikleri kıyım sürecini, çok daha kontrolsüzce oynayabildikleri bir sahaya dönüştü.
1478 yılında İspanya’ya giren engizisyon 26 Temmuz 1826’da gerçekleştirdiği son idamın ardından, 356 yılın sonunda 1834 yılında resmen kaldırıldı.
Sonuç olarak yüzlerce yıldır aynı yerde yaşayan Moriskolar, Avusturya merkezli bir hanedanlık tarafından Iber’den sürgüne gönderilse de Endülüs kültürü yaşamaya devam etti hatta başka coğrafyalara yayılmaktan da geri durmadı.
Bu durumun bence, en ironik örneklerinden biri ise Viyana’da hala yaşamakta. 1572 yılında Viyana’da kurulan ve bugün hala çalışmalarına devam eden, “İspanyol Binicilik Okulu”nda kullanılan safkan “Lipizzaner” atlar her gün ziyaretçilerini selamlarcasına dresaj gösterileri yapmaya devam ediyor. Konuyu ilgi çekici kılan ise bu at cinsinin yüzlerce yıl önce melezlenen İspanyol ve Arap atlarından elde edilmiş olması. Kim bilir belki de Viyana’da ailemizin de alkışlarına mazhar olan bir Lipizzaner’in büyük büyük büyük dedesi, yüzlerce yıl önce evini terketmek zorunda kalan bir Moriskonun arkasında bıraktığı can yoldaşlarından biriydi…









