1451 doğumlu Kolomb, gençliğinden itibaren Akdeniz’de tüccar olarak denizcilik yapmış.
Hindistan’a batıdan gitme hedefi Kolomb’un hayat amacı olurken, bu amaç için yapılan bir hesap hatası ise adeta amacını kutsamış. Dünyanın çevresi neredeyse milattan önce 3. yy’dan beri çok büyük doğrulukla hesaplanmış olmasına rağmen, Kolomb dünyanın çevresinin bilinenden çok daha kısa olduğunu, Asya kıtasının çok büyük olduğunu ve dolayısıyla İspanya’dan batıya seyir ile yaklaşık 2 haftada Hindistan ya da Japonya’ya varabileceğini iddia etmiş. Bu fikrinin altında bazılarına göre, 9. yüzyılda İslam astronomu Al-Farghani'nin (Fergani) hesaplamalarını inceleyip, kullanılan "Arap mili" ölüsünün, çok daha kısa olan "Roma mili" olarak yorumlanması hatasının olduğu söylenmekte.
Teorisine aşık olan Kolomb, hesabı üzerine çıkmayı planladığı seyahat için yıllarca Portekiz ve İspanya sarayları arasında finansman ararken, Cenova ve Venedik yöneticileriyle görüşmeyi de ihmal etmemiş. Dönemin ileri gelenleri ise Kolomb’un hesaplarının doğru olmadığını biliyor ve bu fikri gerçekleştirilemez olarak yorumluyormuş.
Yılmayan ve yıkılmayan Kolomb, Toskanalı bilgin Toscanelli’nin hatalı haritalarını, kendi yanlış hesaplarıyla harmanlayıp, sonunda Katolik Krallar Fernando ve İsabel’den , 17 Nisan 1492’de Santa Fe anlaşması ile finansman sağlayabilmiş. Tabi bu finansmanda Hindistan’da İspanya’ya akıtacağını vaadettiği zenginliğin payı büyük olmalı.
Anlaşmaya göre;
-Kolomb keşfedeceği toprakların “Okyanus Amirali” olacaktı.
-Keşfedeceği her yerde krallığın “Genel Valisi” olacaktı.
-Yeni topraklardan elde edilen gelirin onda biri Kolomb’a kalacaktı.
-Kolomb sefer masraflarının sekizde birini karşılarken, kalanı Katolik Krallar tarafından karşılanacaktı.
Reconquista sonrası, yahudilerin ülkeyi terketmesi için verilen sürenin son günlerinde Palos Limanı’nda binlerce yahudi ülkeden canlı çıkabilmek için Palos Limanı’nda gemiler beklemekteydi. İşte tam bu günlere denk gelen 3 Ağustos 1492 gününde, pek çok dil bilen, yahudi Luis de Torres, Kolomb’un çevirmeni olarak, Niña, Pinta ve Santa María adındaki üç gemiden oluşan filo ile Palos limanından yeni dünyaya açılmış. Bu arada gemi demişken aklınıza fantastik şeyler gelmesin keza o dönemde, Pinta ve Nina’nın da dahil olduğu karavel sınıfı gemiler 20-25 metre uzunluğundaymış.
12 Ekim 1492’de ufukta Hindistan kıyıları olduğu zannedilen kara belirmiş. Bugün Bahamalar’a ait olan San Salvador adası olduğunu bildiğimiz kara parçasına ayak basan Kolomb, Asya’ya vardığından o kadar eminmiş ki karşılaştığı yerli halka İndios (Hintliler) demiş. Daha sonra aynı bölgeye 3 sefer daha yapan Kolomb, Küçük Antiller, Trinidad ve Güney Amerika’nın kuzey kıyıları ve Orta Amerika’nın doğu kıyılarına ulaşmış. Bir teoriye göre Kolomb, sonraki seferlerinde artık gittiği yerin yeni bir kıta olduğunu anlamış ancak tüm şöhreti ve aldığı yatırım Hindistan’a ulaşması üzerine kurgulandığından, gittiği yerin Hindistan olduğunu iddia etmekten başka çaresi kalmamış.
Kolomb içln işler bir süre sonra kötüye gitmeye başlamış. Keşfettiği bölgelerde köle edinmesi, yerlilere karşı uygulanan sert politikalar ve işkenceler bir süre sonra İspanya’da bile duyulunca kraliyet 1500 yılında Francisco de Bobadilla’yı durumu denetlemesi için bölgeye sevk etmiş. Bobadilla, adadaki kargaşayı gerekçe göstererek Kolomb’u tutuklayıp ve zincire vurarak İspanya’ya geri yollamış. Kolomb, kraliyet tarafından affedilerek dördüncü seferine çıkmayı da başarmış ancak itibar dolu günleri geçmişte kalmıştı. Bunun sebeplerinden biri de kuşkusuz, Kolomb’un vaadettiği altın akışının gerçekleşmemiş olmasıydı. Keza Kolomb’un açtığı yoldan gidecek olan diğer kaşifler İspanya’yı zenginliğe gömerken, kimse Amerika kıtasında yaptıkları işkencelerle ilgilenmeyecekti.
1506 yılında Valladolid’de ölen Kolomb’un naaşı ilk buraya gömülmüş. Daha sonra kardeşi tarafından Sevilla’ya götürülmüş. Ancak yaşarken bir daha asla İspanya’ya dönmek istemediğini söyleyip, öldüğünde Karayip Adaları’na defnedilmeyi arzulayan Kolomb’un kalıntıları 1542 yılına gelindiğinde ise Santo Domingo’ya gönderilmiş.
1795’te Santo Domingo’yu kaybedince, Kolomb’un naaşı bu sefer ise Havana’ya gönderilmiş. Yaklaşık bir yüzyıl sonra İspanya Küba’nın kontrolünü de kaybetmiş ve Kolomb 1898’de Sevilla’ya geri dönmüş. Yani diyebiliriz ki Kolomb sağlığında Amerika’ya 4, öldükten sonra da 1 sefere çıkıp geri dönmüş.
Kolomb’un naaşı bugün vasiyetine uygun olarak Sevilla Katedrali’nde her biri birer İspanyol Krallığı’nı simgeleyen 4 heykelin omuzlarında duruyor ve toprağa defnedilmemiş şekilde beklemeye devam ediyor. Elindeki mızrağı bir nara saplanmış olan ise, Granada’daki İslam Emirliği’ne son veren Kastilya Krallığı’nı temsil etmektedir ki, “Granada” kelimesi İspanyolca’da nar demektir.
Bu yazıyı okumaya değer bulup buraya kadar geldiyseniz, muhtemelen aşağıdakini de okumak istersiniz;
Pizarro ve İnkalar
“Peru’nun İspanyollar tarafından fethi tek bir kişinin askeri ama her şeyden önce siyasi becerisiyle ilişkilendirilmektedir: 1477 yılında Trujillo de Extremadura’da bir soylunun gayrimeşru oğlu olarak dünyaya gelen Francisco Pizarro Gonzalez.”




